
Derin bir bunalımdan geçiyoruz, sadece tek tek bireyler değil, toplumumun büyük bir çoğunluğu ve bir bütün olarak insanlık.
Bir yanda yaşanan muazzam teknik gelişmelerin yarattığı büyük olanaklar diğer yanda salgın hastalıklar, ekonomik krizler, artan savaşlar, derinleşen işsizlik ve yoksulluk…
Bir yanda tüm insanlığın her türlü ihtiyaçlarının karşılanarak refah içerisinde yaşamasını sağlayabilecek düzeye erişmiş durumdaki büyük olanaklar, diğer yanda insanlığın büyük bölümünün en temel gıda, sağlık, eğitim, barınma gibi ihtiyaçlarına dahi sahip olamadığı bir dünya.
Evet küçük bir azınlık var ki, onların umurlarında değil insanlığı sarmış olan bu yakıcı sorunlar.
Çünkü onlar insanlığın yarattığı zenginliklerin neredeyse tamamına el koyarak, ihtiyaç duyduklarından milyonlarca kez daha fazlasına sahip çıkan ve milyarlarca insan açlık, yoksulluk içerisinde yaşarken, kendileri akıl almazca büyük bir israf içerisinde yaşam sürdürüyorlar.
Dahası onların bu asalak yaşamlarını sürdürebilmeleri için geriye kalan milyarlarca insanın daha da yoksullaşması gerekiyor.
Ve bu bir avuç asalak kendilerinden geçerek şatafat içerisinde yaşamlarını sürdürürken, milyarlarca insan derin bir umutsuzluk içerisinde kendilerine dayatılan bu akıl dışı yaşama boyun eğmeye zorlanıp yaşamdan koparılıyorlar.
Ama yaşamın olduğu yerde umut vardır, umut biterse yaşam da biter ve eğer yaşamı yaratan büyük kitleler kednilerine dayatılan umutsuzluğun onları yaşamdan koparma noktasına geldiğini farketmeye başlarlarsa, dahası böyle ölüler gibi umutsuzca yaşamaktansa, bir kez ölmeyi göze alarak “varsın ölelim, ama yaşamlarımıza sahip çıkarken ölelim” demeye başlarlarsa, işte o zaman insanlık tarihinin çarkları hızlanmaya, yaşamı yaratan emekçi kitlelerin yaşamı onların elinden çalan efendilere karşı isyanlarının yayıldığı dönemler başlar.
Tarih buna benzer bir çok döneme şahitlik etmiştir; kölelerin zalim efendilerine, toparağa bağımlı köylülerin asalak beylerine, sömürge haklarının barbar istilacılara…
Evet her isyan zaferle sonuçlanmaz, bunun için hem isyan eden kitlelerin kendi örgütlü gücü yeterli olmalıdır, hem de karşıdaki zalimlerin artık bu isyanı bastırabilecek kadar güçte olmamaları gerekir.
Günümüzün zalimleri örgütlü halk kitleleri karşısında ne kadar güçsüz kaldıklarının çok iyi bilincine varmış durumdadırlar.
O nedenle mümkün olan en güçlü ve en acımasız savunma mekanizmalarını her daim hazır tutmaya özen gösterirler.
Ama ne kadar uğraşsalar da, umudunu yitirmiş ve çaresiz bir kabulleniş içerisinde olan kitleler “artık yeter” demeye ve yeni bir yaşam, insanca bir hayat için bir umudun olduğunu düşünmeye başlayınca, işte o zaman zalimlerin almış oldukları hiç bir önlem onların barbar düzenlerini korumaya yetmedi geçmişte, gelecekte de yetmeyecek.
Evet başta da dediğimiz gibi, bu zalim düzenin efendileri olan küçük bir azınlık dışında, bütün bir insanlık olarak derin umutsuzluk içerisindeyiz ve büyük bir bunalımdan geçiyoruz.
Ama gözümüz ufukta bekliyoruz, umudumuzu yeşertecek küçük bir kıvılcım, betodu delerek yeşeren bir bitki gibi yeter artık diyerek ayağa kaklan ve bize yolu gösteren bir örnek…
Ama belki de o umut hemen yanı başımızdadır, onbinlerce insanımızı enkazların altında bırakan bu zailm düzene karşı kendi başımıza yaratmış olduğumuz büyük dayanışmadadır, ulaşım hatlarını şirketlerin rant alanına dönüştürüp onlarca canımızı tren kazasında alanlara karşı günlerdir Yunanistan kentlerinde direnenlerdedir, kendi yarattıkları ekonomik yıkımların bedelini sosyal haklarımıza saldırarak atlatmaya çalışan sermaye iktidarına karşı ayaklanan Fransız halkındadır…
Zalimler birlik içerisinde tüm dünyada saldırıyorlar üzerimize ve biz de tüm insanlık olarak dünyanın dörtbir yanında dayanışma içerisnde ortak bir hedef uğruna, insanca bir yaşam için birlikte ayağa kalkmalıyız korkusuzca.
Tıpkı doğanın çürüyen parçalarından arınarak yeninden canlandığı baharın gelişi gibi, tıpkı toprağın içindeki tohumların çatlayarak yeşertermesi gibi, çürümüş bu düzeni yıkarak, doğayla barışık capcanlı yeni bir düzen kurmalıyız tüm yeryüzü üzerinde.
Ne kaldı kaybedecek, umutsuzca boyun eğerek kabullenmek zorunda bırakıldığımız çalınan yaşamlarımızdan başka…