
19 Ekim Pazar günü ülkemizin kuzeyinde gerçekleştirilecek olan sözde seçim süreci Kıbrıslı Türklerin iradesini ortaya koyacak olan bir seçim değil, iradesi onyıllardır gaspedilmiş olan bir toplumun anti-demokratik bir şekilde yönetilmeye devam edilmesinin yeni bir adımından başka bir şey ifade etmemektedir. Bu son sözde seçim sürecinde yaşananlar bu gerçekliği bir kez daha açık şekilde gözler önüne sermiş ve bu iradenin ülkemizin kuzeyini işgal etmiş olan Türkiye Cumhuriyeti tarafından gasp edildiğini ortaya koymuştur.
Kıbrıslı Türklerin iradesi Türkiye Cumhuriyeti’nin gerici iktidarları tarafından gasp edilmiştir ve seçim adı altında gerçekleştirilen süreçler Kıbrıslı Türkler’in iradesini değil, Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten egemenlerin Kıbrıslı Türklere dayattığı siyasal yapının ne olduğunun pratikte ortaya konulmasını yansıtmaktadır. Bu bağlamda Devrimci Komünist Birlik açısından 19 Ekim Pazar günü gerçekleştirilecek olan anti-demokratik süreçte bireysel olarak kimin ne yapacağı, oy verip vermeyeceği ya da oy verecekse kime vereceğinin hiç bir önemi bulunmamaktadır. Çünkü önemli olan Kıbrıslı Türklerin kendi iradelerini yeniden ele alabilmek için örgütlenmesi ve bağımsızlık mücadelesini yükseltmesidir. Bu sözde seçim sürecinde ise bu yönde yapılabilecek herhangi bir şey yoktur. Bunu yapmanın yolu seçimler değil, tabana dayalı geniş halk örgütlenmesinin yapılması ve işgal rejimine karşı uzun soluklu bir bağımsızlık mücadelesinin verilmesidir. Bu nedenle önemli olan 19 Ekim günü kimin ne yapacağı değil, mücadelenin adım adım örülmesi için dün, bugün ve yarın kimin ne yaptığı ve yapılacağıdır.
Bu kısa değerlendirmeye bağlı olarak, Kıbrıs Sosyalist Partisi’nin sürecin başında Devrimci Komünist Birlik olarak bizlere yapmış olduğu çağrıya, 4 Ağustos 2025 tarihinde vermiş olduğumuz yazılı cevabı sizlerle paylaşıyoruz. Bu yazılı cevapta DKB olarak seçimlere ve mücadeleye bakışımız ortaya konmaktadır.
KSP’nin ‘seçim’ çağrısı değerlendirmesi
Kıbrıs Sosyalist Partisi 29-07-2025 tarihinde ‘Tüm Demokratik, İlerici, Sol ve Sosyalist Güçlere Çağrı’ başlığı ile Devrimci Komünist Birlik’in de aralarında olduğu bazı örgütlere bir mesaj yollamıştır.
Bu mesajda şu ifadelere yer verilmekte ve 4 Ağustos 2025 tarihine kadar bizlerden ‘destek yanıtı’ almayı ‘ümit’ etmektedirler:
“Yaklaşan KKTC Cumhurbaşkanlığı seçimleri, Kıbrıs halkının geleceğini ilgilendiren kritik bir dönemeçtir. Bu seçimler, yalnızca bir makamın belirlenmesi değil; adanın kuzeyinde yıllardır süren ve halkın iradesini hiçe sayan statükoya, çözümsüzlüğü dayatan anlayışlara, kapitalist-emperyalist hegemonyaya ve sömürü düzenine karşı durma iradesinin ortaya konulması açısından tarihsel bir anlam taşımaktadır.
Kıbrıs Sosyalist Partisi olarak, bu seçimlerde bağımsızlık, emek, eşitlik, barış ve sosyalizm ilkeleri doğrultusunda mücadele eden bir aday etrafında halkın gerçek alternatifi olabilecek bir hattın örülmesini mümkün görüyoruz. Bu çerçevede partimizin belirleyeceği cumhurbaşkanı adayımız; sadece bir kişinin, ya da bir partinin değil, ülkemizde ve dünyada barışın, sosyalizmin, anti- emperyalist, halkçı ve gerçekten sol olan bir programın temsilcisi olacaktır.
Bu nedenle, tüm sosyalist, ilerici, demokratik ve yurtsever partileri, örgütleri ve bireyleri, mevcut düzene karşı ortak bir irade göstermeye ve partimizin belirleyeceği aday etrafında birleşmeye çağırıyoruz. Birliğimiz, halkın umudunu büyütecek; dağınık duran solun yeniden güçlenmesinin yolunu açacaktır.
Bu çağrıyı bir davet olarak görmenizi istiyoruz: Emperyalizme ve işgal politikalarına karşı ortak mücadeleye, İşçilerin ve emekçilerin sömürülmesine karşı sınıf dayanışmasına, Kıbrıs’ın özgür, birleşik, bağımsız ve barışçıl geleceği için ortak iradeye davetimizdir! Geliniz, halk için, halkla birlikte bir yol açalım.”
DKB olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin fiili işgali atında olan ve sömürgeci bir alt yönetim olan ülkemizin kuzeyindeki sözde seçim süreçleri ile ilgili duruşumuzu daha önce bir çok kez ortaya koyduk. Bu konudaki tavrımızı öğrenmek isteyenler www.devrimtemizler.org sitesindeki seçimler ile ilgili yayınları ve özellikle şu iki yazıyı inceleyebilirler: 2018 yılında yayınladığımız ‘Seçimler ve Komünistlerin Tavrı’ başlıklı yazımız (https://devrimtemizler.org/2018/01/06/secimlerin-anlami-ve-komunistlerin-tavri) ve 2022 yılında yayınladığımız ‘Çözüm Sandıkta Devrimde’ başlıklı broşürümüz (https://devrimtemizler.org/wp-content/uploads/2018/01/DKB-Cozum-Devrimde.pdf).
Bu iki yayında detaylı bir şekilde ortaya konulduğu gibi; DKB Burjuva demokrasilerinde gerçekleştirilen seçimleri; küçük bir azınlığı oluşturan sömürücü sınıfın, geriye kalan büyük çoğunluğu oluşturan sömürülen sınıflar üzerinde kurmuş olduğu burjuva diktatörlüğünü ‘Demokrasi’ maskesi ile gizlemesinin aracı olarak görmekte, küçük bir azınlığın iktidarının korunmasına dayalı burjuva devlet mekanizması parçalanmadığı sürece, seçimlerde “kazanan” parti ister açıktan sağ bir siyasetle, isterse de sol görünümlü olan, ancak burjuva devlet mekanizmasını hedef almayan ve özünde sağ olan bir siyasete olsun; günün sonunda söz konusu olan sömürü düzeninin devamına hizmet etmekte olduğu tespitini yapmaktadır.
1974 sonrası ülkemizin kuzeyinde kurulan TC’nin fiili işgaline dayalı sömürgeci yapı ise, sıradan bir burjuva demokrasisinin de gerisindedir. İşgal sonrası tüm uluslararası ilkelere aykırı bir şekilde kuzeye önemli oranda nüfus taşınmıştır. Bu sayede yerel halkın iradesinin egemenlerin çıkarlarına dayanan demokrasi temelinde bile ortaya konmasının koşulları yok edilmiştir. TC Elçiliği, binlerce kişilik bürokrat, din adamı, öğretmen vb. sıfatlarla görevlendirilen memurlar ve onbinlerce kişilik ordu ile birlikte hem adaya taşınan nüfus hem de yerli halk üzerinde muazzam bir baskı ve denetim mekanizması kurulmuştur.
Bu koşullarda yapılan seçimler kuzey Kıbrıs’ta kurulmuş olan sömürgeci işgal rejimini “sıradan bir burjuva demokrasi” maskesi ile gizlemek ve dünya gözünde meşrulaştırmak çabasının sonucudur. Kuzey Kıbrıs’ta bu koşullar altında “meclis” olarak adlandırılan yapının sıradan bir burjuva demokrasisindeki parlemento yapısı ile karşılaştırılamayacağı ve hiç bir yetkisi olmayan ve parlemento niteliği taşımayan, göstermelik bir yapı olduğu aşikardır. Kuzeyde egemen olan TC devleti ve onun sömürge yönetimini oluşturan Üst ve Alt Koordinasyon kurulları olup, oluşturulan “kktc parlamentosu” yerel seçilmişlerden oluşan ancak burjuva anlamda dahi özelliği olmayan bir sömürge alt yapısıdır. Aynı durum sözde cumhurbaşkanlığı makamı için de geçerlidir. Bugüne kadar bu makama gelen tüm kişiler halkın özgür iradesi ile seçilmiş değil, TC devleti tarafından o makama dönemsel koşullara bağlı olarak uygun bulunan işbirlikçilerin atanması şeklinde gelmişlerdir. Dolayısı ile bu makam bazı kesimlerin inatla savunduğu gibi ‘Kıbrıslı Tüklerin Liderlik’ makamı değil, TC’nin üst düzey atanmış işbirlikçisi görevini yerine getirmektedir. Dolayısı ile sömürgeci işgal rejiminin hüküm sürdüğü günümüz Kuzey Kıbrıs’ında en basit demokratik ve de ekonomik kazanımın elde edilebilmesi dahi sadece ülke sömürücü sınıfının güçsüzlüğüne değil, aynı zamanda TC ve onun da etkisi altında olduğu üst emperyalist ülkelerin sömürücü sınıfının güçsüzlüğüne bağlıdır. Yani işçi ve emekçiler olarak Kuzey Kıbrıs’ta demokratik ve ekonomik kazanımlar uğruna mücadele yürütürken sömürgeci işgal rejiminin ortadan kaldırılması gerekliliğini bilinciyle hareket etmek durumundayız.
Sömürgeci işgal rejiminin “demokratik bir rejim” gibi gösterilmesine hizmet etmeden, rejimi teşhir eden ve özellikle işçi, emekçi kitlelerin bilinçlenmesine katkı koyan bir tutum takınılmalıdır. Bu noktada komünistlerin önünde iki seçenek bulunmaktadır. Birincisi seçimlere rejim karşıtı bir propaganda ile tek başlarına ya da rejim karşıtı diğer güçlerle birlikte katılmaktır. Bu yolla rejim cepheden teşhir edilebilir ve tüm anti-demokratik koşullara rağmen elde edilecek sonuçlarla rejim karşıtı güçlerin moral depolamasına katkıda bulunulabilir. İkincisi ise kendi başlarına yada diğer rejim karşıtı güçlerle ortak bir program çerçevesinde seçimlere katılmak ve belli bir güç depolama koşullarının olmadığı durumlarda, seçimlere katılmayarak kendi bağımsız devrimci propagandalarını sürdürebilirler. Ayrıca güçlerine bağlı olarak seçimleri boykot taktiğini de kullanabilirler. Ancak her durumda da komünistler kuzey Kıbrıs’ta kurulmuş olan sömürgeci işgal rejiminin parçalanarak ortadan kaldırılması ve yerine işçi, emekçi kitlelerin iradesine dayalı demokratik bir düzen kurulması gerekliliğini ortaya koymalıdırlar. Bu gerçekleşmediği sürece, mevcut sömürgeci işgal rejimi koşullarında gerek yerel yönetimlerin, gerek meclisin, gerekse de “Cumhurbaşkanlığı” olarak adlandırılan makamın hiçbir iradesinin olmadığını işçi, emekçi kitlelerin bilincine çıkarmak için propagandalarını sürdürmelidirler. Komünistler için seçimler kitlelere devrimci siyasetlerin ulaştırılması için bir araçtır. Bu aracın ne şekilde kullanılacağı örgütsel güce, ülke koşullarına ve sınıfsal dinamiklerin durumuna bağlı olarak değişebilir.
Devrimci Komünist Birlik olarak, KSP tarafından yapılan çağrıyı daha önce yapmış olduğumuz bu tespitler ışığında değerlendirdiğimizde ortaya çıkan sonuçlar ise şöyledir:
- KSP’nin Ekim 2025’te ülkemizin kuzeyinde yapılması planlanan sözde seçimlere yüklediği anlam abartılı ve hatalıdır. Bu seçimler ile bir makam belirlenmeyecektir. Çünkü o makama kimin oturtulacağı sözde seçimlere değil, TC devletinin günümüz koşullarında o makamda hangi karakterde bir işbirlikçiye ihtiyaç duyuyor oluşuna bağlıdır. Dolayısı ile bir çok yöntemle halkın iradesinin gasp edilerek gerçekleştirilen bir süreçte halkın iradesinin yansıtılması da mümkün değildir.
- KSP her zamanki gibi kendini merkeze koymakta, kendi başına çalıp, kendi başına söylemeyi tercih etmektedir. Böylesi bir süreçte gerçekten de diğer ilerici güçlerle birlikte hareket etme niyeti olan bir örgütün yapması gereken, önce örgütlerle bir araya gelip ortak bir yol haritası belirlemeye çalışmak olmalıdır. Halbuki KSP önce kendi başına sözde seçimlere katılma kararı alıp bunu ilan etmekte, ardından bu sözde seçimlere kendi başına bir anlam ve önem yüklemekte, ardından da bu sözde seçimlerde kendi başlarına yürütecekleri propagandanın ve kendi başlarına belirleyecekleri adayın ‘sadece bir kişinin, ya da bir partinin değil, ülkemizde ve dünyada barışın, sosyalizmin, anti- emperyalist, halkçı ve gerçekten sol olan bir programın temsilcisi olacağını’ iddia etmekte ve bizleri de KSP’nin bu ‘yüce liderliğini’ tanıyarak ‘belirleyecekleri aday etrafında birleşmeye’ davet etmektedirler. Bu bir birlik çağrısı değildir, KSP’nin kendini merkeze koyup, diğer ilerici güçlere kendini dayatma çabasıdır. Dolayısı ile bu ‘dağınık olan solun yeniden güçlenmesinin yolunu’ değil sol içindeki ayrılığı derinleştiren bir yaklaşımdır ve bu yaklaşımın halkın umudunu büyütmesi mümkün değildir.
- DKB olarak bu çağrıya katılmamız ve ‘KSP’nin belirleyeceği aday’ etrafında birleşmemiz mümkün değildir. Çünkü emperyalizme ve işgal politikalarına karşı ortak mücadele, bir tarafın kendini diğerlerine dayatması ile değil, her şeyden önce örgütler arası güvene bağlı olarak oluşacak ortak irade ile mümkün olabilir.
- DKB Kıbrıs devrimci komünistlerinin görevinin bir yandan önümüzdeki süreçte kaçınılmaz olarak yükselmekte olan sınıfsal çelişkileri ve toplumsal hareketlenmeleri doğru siyasi bir çizgiye oturtabilecek devrimci siyasal örgütlülüğü yılmadan, sabırla kurmak, diğer yandan da hem Türkiye-Kürdistan-Kıbrıs(ve olası Yunanistan) Birleşik Devrimi’nin özneleriyle, hem de en geniş çapta dünya devrimci güçleri ile enternasyonal bağları güçlendirmek olduğunu tespit etmekte ve çalışmalarını bu doğrultuda kararlılıkla sürdürmektedir. DKB’nin ana gündemi ülkemizin tümünü kapsayan ve Kıbrıs işçi sınıfının öncü müfrezesi görevini yerine getirebilecek olan gerçek bir komünist partinin inşası örgütlemesi görevidir. Çalışmalarını buna göre planlamakta ve yürütmektedir. Ülkemizin kuzeyinde ya da güneyinde gerçekleşen seçim ve her türlü demokratik mücadele süreçlerini de buna göre ele almakta ve bu hedefe ulaşabilmek için kullanabildiği ölçüde kullanmaya çalışmaktadır.
- DKB açısından temel sorun gerek Ekim 2025’te, gerek sonraki seçim süreçlerinde, gerekse de tüm diğer mücadele alanlarında güçlü bir devrimci odağın oluşturulmasıdır. DKB bu uğurda kendi belirlediği örgütlenme ve mücadele yürütme planını adım adım hayata geçirmeye çalışmaktadır. Seçim süreçleri ya da dönemsel mücadeleler geçicidir, Kıbrıs işçi sınıfının ileri işçiler önderliğinde devrimci birleşik örgütlenmesi ve sınıf mücadelesinin yükseltilerek ülke devriminin gerçekleştirilmesi ise aslolandır. DKB bu anlayışla ülkemizin tümünü kapsayan birleşik komünist örgütlenme için var gücüyle çalışmaya, bununla birlikte ülkemizdeki diğer ilerici güçlerle el ele vererek Kıbrıs, Türkiye, Yunanistan, Kürdistan ve tüm diğer bölge, dünya ülkelerinin devrimi için mücadeleyi adım adım devam edecektir.
Devrim Temizler! Bu Pisliği Devrim Temizler
Bir Yorum
Pingback: Yusuf Alkım – Aslolan sandık değil, örgütlü mücadele! – Devrim Temizler!