
KSP’li arkadaşlarla yaklaşık 10 yıl önce başlayan siyasal ayrışmada en önemli konulardan birisi olan seçimler ve mücadele yöntemleri ile ilgili konularda saflar artık daha da belirginleşiyor.
Biz KSP’li arkadaşların yasalcı çizgiye kaydıklarını ve seçim odaklı mücadeleyi öne çıkardıklarını daha önce da belirtmiştik. Ancak KSP’li arkadaşların bu savrulmalarını ustalıklı bir şekilde gizleme konusunda oldukça başarılı oldukları noktasında haklarını vermek gerekiyor. Bu konuda o kadar ustalaştılar ki, reformist yaklaşımlarının hangi anda, hangi konuda ortaya çıktığını fark edip anında bunun üstünü tumturaklı laflarla örtmeye koyuluyorlar. Öyle ki biz tam bu teşhir yazısını yazıp paylaşmaya hazırlanırken, onlar da 25 Ekim 2021 günü aynı saatlerde kendi Web TV’lerinde yaptıkları yayınla bu yazıdaki kimi eleştirilerimizi daha paylaşmadan tahmin ederek boşa çıkarmaya çalıştılar. Dolaysı ile “Seçim yoluyla iktidarı ele geçirmek mümkün mü?” başlığı ile yaptıkları yayında dile getirdiklerini de dikkate alarak yazıyı tekrardan düzenlememiz gerekti.
Seçimlerle iktidarı ele almak üzerine sosyal medya üzerinden yürütülen bir tartışmada şöyle yazmıştık: “teorik olarak doğru, seçimle iktidarı ele geçirmek bir takım başka faktörlerle birlikte gerçekleşirse mümkün olabilir. Peki, bugüne kadar bunun pratikte mümkün olduğu bir örnek var mı? Ve de bugünkü konjonktürde bu yolla iktidarı ele geçirmek mümkün müdür?”
KSP’li arkadaşlar bunu söyleyerek bugünkü koşullarda seçim yolu ile iktidarı almanın mümkün olmadığını savunduğumuzu belirtiyorlar. Evet, doğrudur, tam da bunu savunuyoruz. Ama KSP’li arkadaşlara göre bizim ve diğer devrimci hareketlerin bu yaklaşımı “sorunludur”.
KSP’li arkadaşlara göre devrimci hareket bu sorunu siyasi ve ideolojik düzlemde ele almak, siyasal program ve hedefler üzerinden tartışmak yerine, sorunu yöntem (mücadele yöntemleri) meselesi olarak ele almayı tercih edegelmiştir. Peki, sorunun siyasi ve ideolojik düzlemde ele alınmasının sonucu ne olmalıymış? Özetle Marksist-Leninist(ML) bir çizgiye sahip olan parti seçim yoluyla (ama diğer mücadele şekillerini de göz ardı etmeden) iktidarı ele geçirebilirmiş! Peki, neymiş bu diğer mücadele şekilleri? 25 Ekim günü yaptıkları yayında belirttikleri üzere sendikal örgütlenme, kitle çalışması ve de gerekirse ayaklanma! Peki, KSP’li arkadaşların bu söylediklerinden kitleleri devrimci bilinçle eğitmek ve silahlı halk ayaklanmasına hazırlamak mı anlaşılıyor? Hayır, ne önceki yazdıklarında ne de son yaptıkları yayında bu konuyu ele alıp net bir söylemde bulunmuyorlar. Ama iktidarı ele geçirmenin yolu seçimlerle mümkündür demelerine rağmen, seçimlerin sonrasında silahlı halk ayaklanmasının zorunlu olduğuna, seçimlerin olsa olsa mücadeleyi son aşamaya taşımanın her hangi bir aracı olabileceği ortaya koymuyorlar.
Arkadaşların yaptıkları bu yayında ortaya koydukları söylemler tam bir tutarsızlık içerisinde. Program yayınında KSP’nin konu hakkında yaklaşımlarına açıklık getiren Mustafa Onurer özetle şunları belirtiyor:
“Gözü dönmüş bir sınıfla karşı karşıyayız.”
Evet, doğrudur, gözü dönmüş bir sınıfla, sermaye sınıfı ve onun her türlü baskı aracına sahip iktidarı ile karşı karşıyayız. Tam da bu nedenle bu gözü dönmüş barbarların düzenledikleri seçimlerle iktidarı ele almanın mümkün olmadığını belirtiyoruz.
“Seçimlerle hiç bir şey olmaz, devrim!(bizim duruşumuzu kastediyor BN) Peki devrim dediğin nedir?! Nasıl alacaksınız iktidarı burjuvazinin elinden? Onun barışçıl, demokratik vs. olmadığını kanıtlamadan? Seçimler burjuvaziyi sıkıştırmanın en mükemmel yoludur! Hele halk kararını versin da adamsalar çıksınlar ve hayır desinler, darbe düzenlemeye kalksınlar! Halk onları çiğ çiğ yer, bu devrimdir aslında!”
Öncelikle şunu belirtelim ki biz seçimlerin kitleleri bilinçlendirmek için bir araç olarak kullanılmasını reddetmiyoruz. Tartışmanın merkezinde zaten böyle bir görüş bulunmuyor. Başta da belirttiğimiz gibi KSP’li arkadaşlar tartışmanın konusunu başka noktaya çekme ve karşı çıktıkları siyasetlere onların savunmadığı şeyleri addedip bu hayali düşüncelerle savaşma konusunda ustalaşmış durumdalar. Devrimci Komünist Birlik olarak biz geçmişte birçok kez seçim aracını kitleleri bilinçlendirmek için kullandık, bundan sonra da koşullar elverdiğince kullanmaya devam edeceğiz. Ancak tartışmanın konusu bu değildir, konu iktidarın seçimler yolu ile ele alınıp alınamayacağıdır. Evet, burjuvazinin barışçıl, demokratik vs. olmadığını kanıtlamanın bir aracı da üç, beş yılda bir yapılan burjuva seçimlerdir. Ancak seçimlere gelene kadar sermaye sınıfının bu gerici karakterini hayatın her alanında, her gün gözler önüne seren yüzlerce, binlerce örneği vardır. Yani bunu kitlelere göstermenin tek yolu seçimler değildir.
“Seçimler, sendikal örgütlenme, kitle çalışması gibi mücadele araçlarını baştan reddeden ve başarıya ulaşmış hiçbir mücadele yoktur. Dolaysı ile ‘seçimle iktidar ele alınmaz, devrimdir bunun yolu’ yaklaşımını sol çocukluk hastalığı olarak ele alıyorum. Devrimdir evet ama seçimle iktidarı ele almak da devrimdir! Eğer tedbirlerini alır ve başka mücadele şekillerini da devreye sokar, burjuvazinin kuyruğunu kıstırırsan, bu da bir devrimdir!”, “İster seçim, ister ayaklanma, ister diğer yöntemler, her yönteme varız!”, “Seçimler üzerinden halkı bilinçlendirme reddedilmemelidir.”
Bu saydıklarınızı reddeden bir siyaset mi var? Dahası bu tartışmanın merkezinde DKB’ye yönelik eleştiriler bulunuyorsa, DKB’nin böylesi herhangi bir yaklaşımı mı olmuştur? Hayır. Ama dedik ya KSP’li arkadaşlar kendi çarpık ve tutarsız siyasetlerinin üstünü, başka siyasetlere olmayan etiketler yapıştırıp sonra da buna karşı kavga vererek örtmede ustalaşmış durumdalar. DKB ne seçimleri, ne sendikal örgütlenmeyi, ne de diğer kitle çalışmalarını reddetmiyor, hatta bunların çoğunda KSP’nin aksine aktif ve başarılı şekilde çalışma örgütlüyor. Peki KSP’nin özellikle 2010 yılında yaşanan toplu istifalardan sonra bu alanlardaki pratiği nedir? Hangi sendikal örgütlenme içerisinde ya da işçi, emekçi ya da kitle hareketinde aktif faaliyet yürütmüştür? Tersine bu alanlarda faaliyet yürütmeye çalışan kadrolar küçük burjuva devrimcisi ilan edilerek parti saflarından kopmalarına yol açılmıştır. 2007-2010 arası dönemde Birleşik Cephe kampanyasını örgütleyen ve kitlesel anti-emperyalist propagandayı yaygınlaştıranlar, bildiri, broşür, bülten gibi araçlarla işçi sınıfı içerisinde çalışma örgütleyenler, seçim süreçlerinde salt medya üzerinden değil, onbinlerce bildiriyi kapı kapı dolaşarak dağıtanlar, 2010 sonrası dönemde kitle hareketleri içerisinde aktif çalışma yürütenler, işçi hareketlerini örgütleyenler… tüm bu kadrolar küçük burjuva devrimcisi ilan edilmiştir! Peki bugün KSP içerisinde kalan bilindik kadrolar seçim süreçlerinde ortaya çıkmak dışında kitlelere ulaşmak için ne yapıyorlar? Yani aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz demişler…
Dediğimiz gibi tartışmanı özüne dönecek olursak; konumuz iktidarın seçimle alınıp alınamayacağıdır ve KSP’li arkadaşlar utangaç ama ustalıklı bir şekilde bu konudaki revizyonist yaklaşımlarını ortaya koyuyorlar. “Seçimle iktidar ele alınamaz, devrimdir bunun yolu” yaklaşımını sol çocukluk olarak ilan ediyorlar. Yani kendileri devrimi reddetmiyor ama illa da devrime gerek yok, seçimle de peki ala iktidar ele alınabilir diyorlar. Sonra içine düştükleri derin çelişkiyi fark edip ‘seçimle iktidarı ele almak da bir devrimdir’ deme saçmalığına düşüyorlar.
Neymiş; ister seçim, ister ayaklanma, her yönteme varmışlar! Tamam, da konumuz sizin var olup olmamanız değil ki, iktidar seçimle ele alınabilir mi alınamaz mı? Soru bu kadar basit! Yoksa gerek yakın coğrafyamız Türkiye’de, gerekse Avrupa ve dünyada ‘Avrupa Komünizmi’ olarak tanımladığımız onlarca sözde Komünist Parti vardır. Ve onlarda tıpkı KSP’li arkadaşlar gibi lafta devrimi reddetmezler, ama tüm pratik mücadelelerini yasalcı, parlamentarist çizgiye dayandırırlar.
Tıpkı onlar gibi KSP’li arkadaşlar da kendi revizyonist siyasetlerini gizlemek için o kadar çelişkili şeyler söylüyorlar ki ne savundukları dahi anlaşılamaz hale gelir.
Sermaye sınıfı gözü dönmüş bir sınıftır ve iktidarı güzellikle bırakmaz derler ama hemen ardından bu gözü dönmüş canilerin elinden seçimle iktidar alınabilir saçmalığını öne sürerler!
Devrimdir bunun yolu demenin sol çocukluk olduğunu iddia ederler ama hemen ardından gerektiğinde ayaklanmaya da başvuracak bilince sahip olarak seçimleri kazanmanın da bir devrim olduğu gibi, tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan açmazına düşerler.
Sadece kendileri düşse neyse de, etkiledikleri devrimci yönelimli kesimlerin de bilincini bulanıklaştırıp bu karanlık açmaza mahkûm etmeye çalışırlar.
Seçimleri kazanmak bir devrim değildir, seçiler olsa olsa işçi kitlelerle sermaye düzeni arasındaki çelişkileri son raddeye vardırmanın ve devrimi başlatmanın bir aracı olabilir. Ve bunu yapmak için illa ki seçimlere gerek da yoktur. Bu kırılmayı sağlayacak olan şey seçimler yanında, kimi zaman siyasal bir grev, kimi zaman derin bir toplumsal çöküş ya da bu gibi birçok faklı etken olabilir.
Ama KSP’li arkadaşlar çoğu reformist yapıdan daha iddialılar. Ne diyorlar; “Hatta, seçim yoluyla iktidarı alma anlayışının revizyonizmin bir göstergesi olduğu ezberlettirildi bizlere.” Ne anlatılmaya çalışıyorlar bu söylemle? Seçim yoluyla iktidarı alma anlayışının revizyonizmin bir göstergesi olmadığı, çünkü iktidarı almanın devrimci bir yolunun da seçimler olduğu mu? Evet, KSP’li arkadaşların açıkça söyledikleri şey bu!
İsteyen dönüp bakabilir; KSP’li arkadaşların seçim yoluyla iktidarı alma üzerine bugüne kadar her fırsatta koydukları onlarca siyasal ve pratik açılımları vardır, ancak silahlı halk ayaklanması üzerine bir siyaset ürettiklerini, yazıp çizdiklerini görmek pek de mümkün değildir. Onlar da tıpkı diğer reformist partiler gibi sadece devrimi reddetmediklerini ifade ederler.
KSP’li arkadaşların iktidarın ele geçirilmesinden ne anladıkları ile ilgili belli ki bir kafa karışıklıkları bulunuyor. Çünkü bir yandan “Gözü dönmüş bir sınıfla karşı karşıyayız.” deyip ardından “Eğer tedbirlerini alır ve başka mücadele şekillerini da devreye sokar, burjuvazinin kuyruğunu kıstırırsan, bu da bir devrimdir!” Neymiş bu tedbirler, sanırız arkadaşlar silahlı halk ayaklanmasını gerçekleştirebilmek için gerekli hazırlıkları kastediyor. Eğer öyleyse siz da aslında seçimlerle iktidarı ele geçirmenin mümkün olmayacağını ve günün sonunda silahlı bir halk ayaklanmasına başvurmak zorunda kalacağımızı savunmuş olmuyor musunuz? O zaman nedir bize karşı bu düşmanlığınız?! Belli ki sizin kastettiğiniz bu değildir, yoksa siz de bize yapıştırmaya çalıştığını maceraperest küçük burjuva devrimcileri konumuna gelirdiniz değil mi?!
Aslında bu kafa karışıklığı KSP’li arkadaşlara özgü değildir. Bu revizyonist siyaset II. Dünya Savaşı sonrasındaki dönemde Sovyetler Birliği’nde iktidarın henüz revizyonistler tarafından ele geçirilmediği ve güçlü bir halk demokrasileri bloğunun olduğu koşullarda, Sovyetler Birliği ve onun önderi Stalin tarafından İngiltere Komünist Partisi’ne önerilen ve “Sosyalizme Britanya Yolu” olarak bilinen, seçimler yolu ile iktidarın ele geçirilmesi siyasetine dayanmaktadır. Sovyetler Birliği’nde revizyonizmin iktidarı ele geçirmesinden sonraki dönemlerde dünyanın dört bir yanındaki revizyonist partiler de kendi parlamentarist siyasetlerini buna dayandırarak meşrulaştırmaya çalışmışlardır.
Bizim Marksizm-Leninizm’den öğrendiğimiz şey ise, ML bir partinin burjuva demokrasisi içerisinde gerçekleştirilen seçimlerde ola ki çoğunluğu sağlasa bile bunun sonucunda iktidarı ele geçirmiş olmayacağıdır. Soruna ML bakış açısıyla bakılıyorsa, iktidarın el değiştirmesinden anlaşılması gereken şey, bir bütün olarak tüm yönetme erkinin bir sınıftan başka bir sınıfa geçmesi olmalıdır. Yani güncel duruma göre somutlaştıracak olursak; üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete dayalı sermaye sınıfı iktidarının yıkılması ve tüm üretim araçlarının toplumsallaştırılmasına dayalı işçi sınıfı iktidarının kurulması. Yani burjuva diktatörlüğünün yerine proletarya diktatörlüğünün getirilmesi. Peki, bir ML partinin burjuva demokrasisi içerisinde gerçekleştirilen seçimlerde çoğunluğu elde ederek bunu hayata geçirmesi mümkün olabilir mi? Daha önce de belirttiğimiz gibi; evet teorik olarak bu mümkün olabilir, ancak ne bugüne kadar böylesi bir pratik söz konusu olabilmiştir ne de günümüz koşullarında böylesi bir pratiğin hayata geçirilmesi mümkün olabilir.
Geçmişte dünyanın altıda birine yayılan güçlü bir Sovyetler Birliği ve halk demokrasileri etkeninin bulunduğu koşullarda, tıpkı “Sosyalizme Britanya Yolu” siyasetinde olduğu gibi mümkün olabilirdi. Yani kapitalist bir ülkedeki burjuva seçimlerde ML bir parti çoğunluğu elde ederek hükumete gelebilir, sermaye sınıfının uluslararası emperyalizmin desteğini da alarak polisi, askeri, her türlü baskı aracı ile saldırıya geçmesi ve işçi sınıfının hükumetten uzaklaştırılması bu güçlü dayanak sayesinde engellenebilir ve sosyalist inşa programı hayata geçirilebilirdi. Böylece seçimlerde elde edilen zafer, uluslararası devrimci hareketten alınan destek ve güçle iktidarın ele geçirilmesinin önünü açabilirdi.
Gelecekte de benzer koşullar oluşursa, yani dünyanın önemli bir bölümünde sosyalist ve demokratik halk iktidarları ortaya çıkarsa bu olasılık tekrardan mümkün olabilir. Ancak günümüz koşullarında böylesi bir olasılığın olduğunu ileri sürmek ve seçim yoluyla iktidarın ele geçirilebileceğini savunmak, istenildiği kadar diğer mücadele şekillerinin dikkate alındığı iddia edilsin, olsa olsa parlamentarist siyasetlerin üstünün tumturaklı devrimci laflarla örtülmeye çalışılması anlamı taşır.
KSP’li yukarıda bahsettiğimiz ustalaştıkları yönteme sürekli başvuruyorlar. Ne diyor arkadaşlar; “Yani siz seçime katılacaksınız, kitlelere bu düzenin değiştirilmesi gerektiğini anlatacaksınız, kitleler de size, “yanınızdayız, hade alalım iktidarı!” diyecek, “yok alamayız, seçim yoluyla iktidar olunmaz!” mı diyeceksiniz? Böyle bir siyasal mücadele olmaz!”
Bir kez daha altını çizelim; burada tartıştığımız konu seçime katıldığımızda kitlelere ne anlatacağımız değil, seçimlerde elde edilecek başarı ile işçi sınıfı iktidarı kurulabilir mi kurulamaz mıdır! Biz alınamaz diyoruz, KSP’li arkadaşlar ise alınabilir! Neden alınamayacağını yukarıda açıkladık, KSP’li arkadaşlara ise nasıl alınabileceğini somut olarak açıklamak düşüyor. Ve bunu ilk yorumda belirttiğimiz gibi; eğer Marksizm Leninizm kendi koşullarımıza uyarlandığı oranda bir anlam taşıyorsa, Kıbrıs ve özellikle kuzey bağlamında ortaya koymalıdırlar. Ama KSP’li arkadaşlar bir saati aşan yayın boyunca bu konuya ucundan bile değinmekten kaçıyorlar. Çünkü buna girdikleri anda o noktaya kadar sarf ettikleri tumturaklı tüm devrimci lafları çöpe atmak zorunda kalacaklar. Çünkü KSP’li arkadaşlar ‘seçimler yoluyla da peki ala iktidar ele geçirilebilir’ derken bunu ülkemizin kuzeyini ayırmadan iddia ediyorlar. Dikkat edin, seçimleri kitleleri bilinçlendirmek için bir araç olarak kullanmaktan bahsetmiyoruz, KSP’li arkadaşların iddia ettiği şey iktidarın ele geçirilmesidir ve bunu ülkemizin kuzeyindeki sömürgeci işgal düzenini ayırmadan, genel bir kural olarak ortaya koyuyorlar. Eğer KSP’nin ana mücadele alanı Kıbrıs ise ve iktidarı ele geçirmenin yollarını tartışırken bir ayrım yapmıyorsa, bunun anlamı savundukları yaklaşımın Kıbrıs için da geçerli olduğudur. Yani KSP’li arkadaşlar açısından durum çok daha vahimdir!
Gelelim seçime katılındığında kitlelere neyin anlatılması gerektiğine! Belli ki bu konuda da KSP’li arkadaşlar ciddi bir kafa karışıklığına sahipler, çünkü yazdıklarından ve dahası girdikleri seçim süreçlerinde yürüttükleri propagandadan çıkan sonuç kendilerinin seçimleri kitleleri temelsiz hayallere inandırma aracı olarak gördükleri şeklindedir! Yoksa seçim süreçlerinde kitlelere sadece mevcut burjuva düzeni değiştirme gerektiğini değil, bunu nasıl yapabileceklerini da anlatmak için bir araç olarak kullanırlar, dahası öncesinde silahlı halk ayaklanması için en geniş kitleleri bilinçlendirilerek kaçınılmaz olarak başvurulacak bu mücadeleye gerek bilinç, gerekse örgütlülük bakımından hazırlandırmayı önlerine koyarlardı. Ama hayır, KSP’li arkadaşlar kitlelere burjuva iktidarı yıkmanın ve işçi sınıfının iktidarını kurmanın yolunun günün sonunda silahlı halk ayaklanmasından geçtiğini anlatmayı, onları bu çetin mücadeleye hazırlamayı gerekli görmüyorlar! Ne diyorlar “burjuvazinin bu hamlesine karşı (yani seçimlerle iktidarı devretmeyi kabullenmemesini BN) önlemleri ve diğer mücadele şekil ve araçlarını nasıl devreye sokacağımızı düşünüp, planlayalım.” Yani neymiş, kendine ML diyen ve seçime girip kitlelerin desteğini alarak iktidarı ele geçirme noktasına gelen bir parti, burjuvazinin kendi iktidarını korumak için mutlaka başvuracağı en acımasız saldırılara karşı gerekli önlemleri düşünüp planlaması yeterliymiş! Bunları kitlelere anlatmaya, onları günün sonunda karşı karşıya kalınacak acımasız saldırılara karşı bilinçlendirmeye ve iktidarı gerçek anlamda ele geçirebilmek, koruyabilmek için gerekli devrimci örgütlenmeye dâhil etmeye gerek yokmuş! Arkadaşlar dönüp bir de Allende’den örnek veriyorlar. Tamam, da Allende’nin sonunu getiren tam da sizin savunduğunuz yaklaşım değil miydi? Allende’nin temel sorunu sizin iddia ettiğiniz gibi sadece ML bir programa sahip olmaması değildi, bununla birlikte sizin savunduğunuz hataya düşmesi, iktidarı ele geçirmeyi sadece seçimlerle elde dilecek bir başarıya bağlamasıydı. Şimdi siz sözde ML’i temel aldığınızı iddia ederek aynı yanlışı tekrarlamamızı öneriyorsunuz! Kitlelere seçimlerle iktidarı ele geçirebileceğimizi, silahlı bir ayaklanmaya ve buna dayanarak burjuvazinin polis, asker vb. tüm egemenlik kurumlarını dağıtmaya, bunların yerine halkın kendi devrimci milis güçlerini getirmeye gerek olmadığını savunuyorsunuz! Ha doğru ya siz gerekli önlemleri düşünüp planlayacaktınız, varsın kitleler bundan habersiz ve gerekli bilinç ve örgütlenmeye sahip olmasın! Sizin düşünüp planlamanız yeter!
Ama dedik ya KSP’li arkadaşların burnu o kadar havada ki içine yuvarlandıkları reformizm bataklığının farkında değiller! Ve dönüp bizi gülünç olmakla suçluyorlar. Neymiş:
“Bunu göremeyenler diğer reform çalışmalarında da ayını çocukluğu gösteren arkadaşlardır. Örneğin servet vergisi toplanmasını ya da maaş ve ücretlerin dövize endekslenmesini talep etmek(yapamayacağını göstermek için). Aynı kesimleri buluyorsunuz karşınızda! Devrimcilik hiç bu kadar basit, anlaşılmaz ve gülünç duruma düşmemiştir! Bu arkadaşlar sayesinde bu hallere de düşürülmüştür! Aynı şeyi seçimler konusunda da yapıyorlar, seçime katıldın? ‘Vay reformist, revizyonist seni! Düzenin, işgalcinin yanında yer aldın!’ Kendisi işgalcinin yüzüne hiçbir laf etmezken… İşgalciye karşı açık tavır sergilemeni devrimcilik adına boykot ediyorlar! Gülünç, gerçekten gülünç!”
Bir gün gelecek de KSP’li arkadaşlara devrim-reform ilişkisini açıklamak zorunda kalacağımızı düşünmezdik! Ama hayat böyle işte, hiçbir şey durağan değildir, dünün ileri çıkanı bir bakmışsınız en geri pozisyonlara da düşebiliyor. Umarız KSP’li arkadaşlar yenden yüzlerini Marksizm’e dönerek bu geriye savrulmalarını durdurabilirler ve bir zamanlar Kautskylerin, Plehanovların düştükleri karşı devrimci pozisyona sürüklenmezler.
Reform mücadelelerinin devrimci temelde ele alınması konusunda Marksizm’in bize öğrettiği siyaset reformların devrimin yan ürünleri olarak ele alınması gerektiğidir. Ne demektir bu? ML partiler düzen içi elde edilebilecek reformları değil devrimci bir dönüşümle hayata geçirilecek kazanımları sloganlaştırırlar ve kitleleri bu devrimci reform talepleri etrafında, devrim mücadelesi için örgütlerler. Peki, yukarıda KSP’li arkadaşların ortaya koyduğu servet vergisi ya da maaş ve ücretlerin dövize endekslenmesi böylesi talepler mi? Elbette hayır, dahası bu talepler KSP’li arkadaşların iddia ettiği gibi mevcut düzen tarafından verilemeyecek olan, dolaysı ile kitlelerin bu düzenin halk düşmanı yüzünü görmesini sağlayabilecek olan talepler de değildir. Tersine dünyada birçok burjuva devlette olduğu gibi sermaye sınıfı tarafından peki ala verilebilecek olan tavizlerdir. Peki böylesi kazanımlar elde etmeyi bizler ret mi ediyoruz?! Elbette hayır, reformist çizgiyi aşamayan sendika ve diğer kitle örgütlerinin bu gibi taleplere bugüne kadar birçok kez destek verdik, ancak bu reformist talepleri sloganlaştırıp propagandamızın temeline oturtmadık. KSP’li arkadaşlar ise tam da bunu yapıyorlar, hem de devrimcilik adına ve bizi devrimciliği gülünç duruma düşürmekle itham ederek! Bununla da yetinmeyip bizim işgalcinin yüzüne karşı bugüne kadar hiçbir laf etmediğimizi iddia edecek ve seçimlerde sanki da onların işgalciye karşı sergiledikleri duruşu boykot ediyormuşuz saçmalığını ileri sürecek kadar kendilerini kaybedebiliyorlar! KSP’li arkadaşlar kendilerini o kadar kaybetmiş ki daha önce Baraka-Bağımsızlık Yolu reformistlerinin bize atmaya çalıştığı ama tutmayan çamuru alıp yoğurup yeniden bize atmaya çalışıyorlar. Neymiş: “Bu kesimler ‘bırakalım işçiler iyice ezilsin ve belki ezile ezile kendiliğinden harekete geçip ayaklanırlar ve devrim olur’ zihniyetindedirler!” Reformist mücadelenin önderliğini çekmeye çalışan Baraka-Bağımsızlık Yolu’nun bize karşı tam bir düşmanlık içerisine girmesini ve kendini işçi sınıfının kurtuluşuna adayan bir siyasete karşı böylesi bir yakıştırmada bulunarak hakaret etmeye çalışması bir noktaya kadar anlaşılabilirdir. Ancak KSP’nin Baraka-BY ile yarış içerisine girmesi ve bu reformist siyaset tarafından ortaya atılan her bir söylemin bu kadar sahiplenilmesini anlamak pek kolay olmuyor. En azından biraz prensipli olun, kendi reformist taleplerinizi belirleyip, diğer siyasetlere atacak kendi çamurlarınızı üretiniz!
Gerçekten de yeter! Gençlere bu konuyla alakalı yanlış bilinç vermemek adına yazdıklarımıza, söylediklerimize biraz daha dikkat etmemizde yarar var diye akıl veriyorsunuz ama gençlere reformist, yasalcı bilinç vermekten öteye gidemiyorsunuz. Ve dahası sırf kendi reformist, revizyonist çizginizi gizleyebilmek için iyice kendinizi kaybedip etrafa çamur atmaya çalışıyorsunuz! Hem de size bile ait olmayan çamurları! Bir de soruyorsunuz, kime hizmet ediyoruz diye! Bizim kime neye hizmet ettiğimiz belli de, acaba siz bu çizginizle neye hizmet ettiğinizin farkında mısınız?
Sonra biz de gençlere kızıyoruz neden tutarlı bir devrimci tavır alamıyorlar diye! Kılavuzu karga olanın… diye başlayan bir söz vardır, ne de doğru bir sözdür…
Daha fazla uzatmadan biz de KSP’li arkadaşların yaptığı gibi iki alıntı ile noktalayalım. İlki şubat devriminden ekim devrimine giderken devrimin izleyeceği yolu ele alan Lenin’in Nisan Tezleri’nden:
“Marksizm, anarşizmden, genel olarak devrimci dönem, ve özel olarak da kapitalizmden sosyalizme geçiş dönemi boyunca devletin ve bir devlet iktidarının zorunluluğunu kabul etmesi ile ayrılır. Marksizm, Bay Plehanov, Bay Kautsky ve hempalarının küçük-burjuva, oportünist “sosyal-demokratizm”lerinden, bu aynı dönemler için, olağan bir burjuva parlamenter cumhuriyeti olmayan, ama Paris Komününün olduğu gibi bir devletin zorunluluğunu tanıması ile ayrılır. Bu devlet tipini eskisinden ayıran başlıca özellikler şunlardır: Burjuva parlamenter cumhuriyetten krallığa dönüş çok kolaydır (tarih bunu gösterdi), çünkü tüm baskı aygıtı: ordu, polis, bürokrasi, olduğu gibi kalır. Komün ve işçi, asker, köylü, vb. vekilleri Sovyetleri, bu aygıtı parçalar ve kaldırır.
Burjuva parlamenter cumhuriyet, yığınların kendi öz siyasal yaşamını, dipten doruğa tüm devlet yaşamının demokratik örgütlenmesine doğrudan doğruya katılmalarını engeller, boğar. İşçi, asker, köylü, vb. vekilleri Sovyetleri ise, bunun tam tersini yapar. Bu Sovyetler, Paris Komünü tarafından hazırlanan ve Marx’ın “emekçilerin iktisadî kurtuluşunun kendisi aracıyla gerçekleşebileceği en sonu bulunmuş siyasal biçim” olarak adlandırdığı devlet biçimini yeniden ortaya koyarlar.”
İkinci alıntımız ise1928’de hazırlanan ve tüm komünist partilerine kılavuzluk yapan Komünist Enternasyonal Programı’nın IV.’cü bölümü olan “Kapitalizmden Sosyalizme Geçiş Dönemi ve Proletarya Diktatörlüğü” bölümünden. Bu alıntı biraz daha uzun ama olsun. KSP’li arkadaşlar gibi Marksizm Leninizm’i tahrif eden revizyonist siyasetlerin teşhir edilmesi için bunu yapmak gerekiyor!
“1. Geçiş Dönemi ve İktidarın Proletarya Tarafından Fethi
İktidarın proletarya tarafından fethedilmesi, parlamento çoğunluğunu elde ederek mevcut burjuva devlet aygıtını barışçıl biçimde “fethetmek” demek değildir. Soygunla elde ettiği mülkiyetini ve siyasal egemenliğini güvence altına almak ve güçlendirmek için, burjuvazi, bütün zor ve terör araçlarını kullanır. Bir zamanlar feodal soyluluğun yaptığı gibi, burjuvazi de en umutsuz, en acı verici mücadelelere girişmeden tarihteki yerini yeni sınıfa bırakmaz. Bu yüzden burjuvazinin zoru, ancak proletaryanın kararlı biçimde kullanacağı zorla kırılabilir. İktidarın proletarya tarafından ele geçirilmesi, burjuva iktidarının zorla imhası, kapitalist devlet aygıtının (burjuva ordusunun, polisinin, memurlar hiyerarşisinin, mahkemelerinin, parlamentolarının, vb.) parçalanması ve onun yerine, her şeyden önce sömürücüleri baskı altında tutma aracı olan, proletarya iktidarının yeni organlarının geçirilmesi demektir.
2. Proletaryanın Diktatörlüğü ve Biçimi: Şuralar
1871 Paris Komünü ’nün deneylerini büyük ölçüde genişleten 1917 Ekim Devrimi ve Macar Devrimi, proleter devlet, zorunun amaçlara en uygun düşen biçiminin, burjuva devletten sadece sınıfsal içeriği bakımından değil, iç yapısı bakımından da ilkesel olarak ayrılan yeni bir devlet tipi olduğunu öğretmiştir: şuralar (Sovyetler) devleti tipi. İşte, emekçilerin en geniş kitle hareketlerinden dolaysız biçimde doğan bu devlet zoru biçimi, kitlelerin en geniş çapta aktif oluşunu sağlar ve onların nihai zaferinin en büyük güvencesini sunar.
Demokrasinin en yüksek ifadesi ve aynı zamanda proleter demokrasisi olarak şuralar (Sovyetler) devleti, burjuva demokrasisiyle, burjuva diktatörlüğünün bu örtülü biçimiyle kesin bir karşıtlık içindedir. Şuralar devleti proletaryanın diktatörlüğüdür, onun sınıf olarak tek başına egemenliğidir. Burjuva demokrasisinin tersine, şuralar devleti sınıfsal niteliğini açıkça belirtir ve açıkça, nüfusun çok büyük çoğunluğunun çıkarına olarak sömürücülerin bastırılması görevini hedef alır. Sınıf düşmanlarının elinden siyasal haklarını alır ve belirli tarihi koşullarda proletaryaya, önder rolünü güçlendirmek için, parça parça bölünmüş durumdaki küçük-burjuva köylülük karşısında birtakım geçici ayrıcalıklar tanıyabilir. Proletarya devleti, sınıf düşmanlarını silahsızlandırır ve bastırırken, siyasal hakların kaldırılmasını ve özgürlüğün belirli oranda kısıtlanmasını, sömürücülerin, ayrıcalıklarını savunma ya da yeniden elde etme amacıyla sürdürdükleri girişimlere karşı mücadelede geçici önlemler olarak görür. Proletarya devleti, proletaryanın iktidarı elinde tutarken onu ebedileştirme amacı gütmediğini, dar lonca ve zümre çıkarlarından hareket etmediğini, tersine, geri kalmış ve parçalanmış durumdaki tarım proleterleri, yarı-proleterler ve emekçi köylüler yığınını işçilerin en ileri tabakalarıyla daha sıkı, daha sıkı bağlarla bir araya getirmek, böylelikle yavaş yavaş ve sistemli biçimde sınıf ayrımını aşmak istediğini sancağının üzerine yazar. Kitlelerin proletaryanın önderliği altında bir araya gelmesinin ve örgütlenmesinin en kapsamlı biçimi olarak şuralar, fiilen, işçilerin, köylülerin ve bütün emekçilerin en geniş yığınını hareketlendirerek mücadele içine sokar, onları sosyalist inşa çalışmasına katar ve pratikte devlet yönetimine katılmalarını sağlar. Şuralar bütün faaliyetlerinde işçi sınıfının kitle örgütlerine dayanır, emekçiler arasında en geniş demokrasiyi gerçekleştirir ve kitlelerle bütün öteki devlet biçimlerine göre çok daha yakın, sınırsız bağlar içindedir. Yeniden seçme ve seçilmiş temsilcileri geri alma hakkı, yürütme ve yasa yapma gücünün birleştirilmesi; bölgesel seçim yerine işyerinde (işletmelerle, atölyelerde, vb.) seçimin getirilmesi -bütün bunlar işçi sınıfına ve onun hegemonyası altında yürüyen geniş emekçi yığınlara ekonomik, siyasal, askeri ve kültürel nitelikteki bütün genel olaylara sistemli, kesiksiz ve aktif bir katılım imkânı sağlar. Proletaryanın şuralar diktatörlüğü bu noktada burjuva-parlamenter cumhuriyetten en keskin biçimde ayrılır. Yurttaşların yasa karşısındaki biçimsel eşitliğini tanıyan burjuva demokrasisi, sınıfların bas bas bağıran ekonomik eşitsizliği temeli üzerine kurulmuştur. Burjuva demokrasisi kapitalistler sınıfının ve büyük toprak sahiplerinin belirleyici üretim araçları üzerindeki tekeline dokunmaz, onu korur ve daha da sağlamlaştırır; böylece sömürülen sınıflar ve öncelikle proletarya için, yasalar önündeki biçimsel eşitliği ve demokratik hak ve özgürlükleri -pratikte bunlar ayrıca sistemli biçimde kısıntıya uğrarlar bir hukuk kurgusuna (fiction) dolayısıyla yığınları kandırıp köleleştirme de kullanılan bir araca dönüştürür. Burjuvazinin siyasal egemenliğinin ifadesi olarak onun demokrasi dediği şey, kapitalist bir demokrasidir. Buna karşılık, egemen sınıf olarak proletaryanın elinde tekelleştireceği üretim araçlarının sömürücü sınıfların elinden alan şuralar devleti, kamu binalarını, basımevlerini, ulaşım araçlarım vb. işçi sınıfının hizmetine vererek, işçi sınıfı ve emekçilere, haklarını kullanmalarının maddi temelini sağlar.
Siyasal haklar alanında, halk düşmanlarının ve sömürücülerin ellerinden bu hakları alan şuralar devleti, sömürünün egemenliği altında cinsiyet, inanç ve milliyet farklarından doğan eşitsizlikleri tarihte ilk kez bütünüyle ortadan kaldırır. Bu bakımdan o, burjuva dünyasının hiçbir ülkesinde bulunmayan ölçülerde bir eşitliği güvence altına alır.
Proletarya diktatörlüğü burada aynı zamanda, bu eşitliğin gerçekten kurulabilmesinin maddi temelini yaratır; kadının kurtuluşuna, bir zamanların sömürgelerinin sanayileştirilmesine, vb. ilişkin önlemler bu noktayla ilgilidir.
Dolaysıyla şuralar demokrasisi proleter demokrasisidir, emekçi yığınların demokrasisidir, sömürücülere karşı çıkan bir demokrasidir.
Şuralar devleti burjuvaziyi tümüyle silahsızlandırır ve silahları proletaryanın elinde yoğunlaştırır. O, silahlanmış proletaryanın devletidir. Burada silahlı güç – proletarya diktatörlüğü sisteminin bütünüyle uygun olarak – sanayi proletaryasının önder rolünü güvence altına alan sınıf ilkesine göre oluşturulmuştur. Devrimci disipline dayanan bu sistem, Kızıl Ordu ve Kızıl Filo savaşçılarının kitlelerle en yakın, sürekli temasını ve ülkenin yönetimine ve sosyalizmin inşasına onların da katılmalarını sağlar.” (Özellikle bu son paragraf dikkatle okunmalıdır. BN)
Hangi yayında bunları idea ediyor KSP? Linki da koy da herkes görsün duysun…
Yazıda ilgili yayının hangi platform üzerinden (KSP web yayını) ve hangi tarihte (25 Ekim) yapıldığı zaten belirtilmiştir. Dolayısı ile eleştirinizin cididyeti yoktur…