
* Bu makale Kıbrıs Üniversitesi, Türk ve Ortadoğu Çalışmaları Bölümü, Master Programı kapsamında, Türkiye’de Modernite Ve Tarihsel Gelişim dersi için hazırlanmıştır.
Giriş:
Demokrasi kavramı ile ilgili bir çok farklı bakış açısı bulunmaktdır. Bu farklı bakış açılarına göre de çok sayıda demokrasi tanımlaması ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan farklı tanımlamalar aynı ülkedeki demokratik yapıyı tanımlamak için birden fazla farklı kavramın kullanılmasına neden olmaktadır.
Bununla birlikte bir birine karşıtmış gibi görünen bir çok kavram özünde ortak bakış açılarından hareket etmekte ve aslında sınıflar mücadelesinin yansımasının bir biçimi olan demokrasi kavramını onun yansıması olduğu sınıflar mücadelesini yeteri kadar dikkate almadan tanımlamaya çalışmaktadırlar.
Halbuki bir ülkedeki demokrasi kavramını doğru tanımlayabilmek için öncelikle o ülkedeki sınıflar mücadelesinin seviyesi incelenmeli, bu mücadelenin mevcut koşullarına bağlı şekilde şekillenen demokratik yapılanma bu çerçevede ele alınmalıdır.
Demokrasi ve Devlet Tanımlanması:
Terim olarak demokrasi kelimesinin kökeni olan demokratia, etimolojik olarak demos (halk) ve kratein (yönetmek) kelimelerinden türeyip, MÖ 5. yüzyıldan beri kullanılmaktadır. Antik Yunan’daki yönetim şekli olarak demokrasi, küçük şehir devletlerinde doğrudan demokrasi formunda idi. Tabi bu genel söylem özünde bir yanılsama barındırmakta ve o dönemde toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan kölelerin ‘halk’tan sayılmadıkları, dolayısı ile ‘doğrudan demokrasi’ olarak adlandırılan sistemin aslında sadece köle sahiplerinin karar alma süreçlerine dahil olabildiği gerçeğini gözlerden gizlemektedir.
Sınıflı toplumların ortaya çıkması ile birlikte oluşmaya başlayan devlet yapılanması, bu yapılanmanın yönetim biçiminin belirlenmesi ile ilgili ihtiyacı da doğurmuştur. Mevcut sınıfsal ilişkilere ve buna bağlı şekillenen devlet yapılanmasına uygun şekilde de farklı demokrasi biçimleri gelişmiştir. Köleci devlet yapılanmasında köleci sistemi, feodal devlet yapılanmasında feodal sistemi, kapitalist devlet yapılanmasında ise kapitalist sistemi korumayı temel alan demokrasi anlayışları ortaya çıkmıştır. Elbette bu sistemler arası geçişlerde ya da sistemlerin kendi içinde yaşadıkları farklı kriz ve bunalım süreçlerinde ortaya çıkan yönetim sorunlarını aşabilmek için farklı demokrasi anlayışları da gelişmiştir. (Engels, 1979)
Demokrasi kavramını kısaca tanımlamak gerekirse, demokrasi üretim ilişkileri ve bu ilişkilerin yarattığı üretici güçler üzerinde şekillenen devlet yapılanmasının işleyiş biçimidir. Ve bu işleyiş mevcut üretim ilişkilerinde iktidarı elinde tutan hakim sınıf ya da sınıfların, sömürü ve baskı altında olan sınıfları yönetmeye devam edebilmesi temelinde şekillenmektedir. Devlet yapılanması iktidarı elinde bulunduran sınıfın, sömürü altında tutuğu sınıflar üzerindeki diktatörlüğüne dayanır. Demokrasi ise iktidarı elinde bulunduran sınıfın iktidarını koruyup sürdürebilmesini esas alır ve onun gerekliliklerine göre biçimlenir. (Lenin, 1989)
Kara Avrupasında kapitalist üretim ilişkilerinin hakim olması ile birlikte gelişen sermaye sınıfı feodal düzene karşı demokratik temsiliyet mücadelesini yükseltmiş ve bu mücadelede henüz gelişme aşamasındaki işçi sınfı ile köylülüğün desteğini alarak, 17 ve 18. yüzyıllarda bir çok ülkede parlamenter temsiliyet hakkını elde etmeye başlamıştır. Bunla birlikte kapitalist üretim ilişkileri çerçevesinde gelişmeye başlayan delet yapılanmasının temelinde iktidarı ele geçiren sermaye sınıfı ile baskı altına alınan temel üretici güç konumundaki işçi sınıfı arasındaki yönetim mücadelesi olmuştur. Demokratik temsiliyet mücadelesi bu kez giderek güçlenen işçi sınıfının önderliğinde, kendisi gibi baskı ve sömürü altındaki köylülük sınıfı ile ittifak içerisinde sermaye sınıfına karşı gelişmeye başlamıştır.
Demokrasi kavramının çok yönlü ve kapsamlı bir kavram olduğunu, dolayısıyla sözcük anlamına gelen “halk iktidarı” teriminin onu tek başına tanımlamaya yetmeyeceğini belirten Sartori (Sartori, 1996: 8), demokrasinin tüm özellikleri içinde anılmaya en layık olanının, Lincoln’un 1863 tarihli ‘Gettysburg Söylevi’ndeki “Halkın, halk eliyle, halk için hükümeti” ifadesinde dile getirildiğini söyler (Sartori, 1996: 36).
Bu çalışmada demoktrasi kavramını Sartori’nın kullandığı çerçevede ele alacağız ve düzenli olarak yapılan seçimlerle genel eşit oy verme hakkının oy verme yaşına gelmiş her bir vatandaş tarafından kullanılabilmesi, sadece seçme değil eşit seçilme, kendi düşüncelerini ifade edebilme, bu çerçevede örgütlenebilme hakkına sahip olması ve iktidar mücadelesi yürütebilmesi bağlamında ele alacağız.
Kısacası genel anlamda demokrasi kavramı için ölçüt olarak:
- Serbest ve adil seçimler
- Eşit oy hakkı bağlamında seçme-seçilme hakkı
- Örgütlenme ve propaganda hakkı
- Güçler ayrılığı ve denetlenebilme
Arızalı-Eksik Demokrasi Tanımlaması:
Arızalı ya da eksik demokrasi kavramı yerleşik/embedded demokrasi kavramı ile bağlantılıdır. Yerleşik demokrasi; seçimli rejim, katılıma dönük siyasi haklar, bireysel hak ve özgürlükler, yatay denetim ve etkin yürütme gücünü içeren beş çekirdek parçadan oluşmaktadır. (Merkel, 2004) Merkel’e göre bir ülkede bu beş çekirdek parçadan herhangi biri eksik olması durumunda o ülkedeki rejim artık eksik/arızalıdır ve yerleşik demokrasi olarak tanımlanamaz.
Eksik/arızalı demokrasiler; demokratik seçimlerle ilgili parçanın arızalı olduğu rejimler “Dışlayıcı demokrasi”, seçilmiş yürütme kurumları üzerinde seçilmemiş kimi kurumların etki ve yaptırım gücünün bulunduğu rejimler “Vesayetçi(Domain) Demokrasi”, bireysel hak ve özgürlükler parçasının eksik olduğu rejimler “illiberal demokrasi”, yatay denetimin zayıf olduğu ve karizmatik siyasi bir liderin iktidarı elinde bulundurduğu rejimler ise “delegasyoncu demokrasi” şeklinde dört farklı kategoriye ayrılmaktadır.
Delegatif/Delegasyoncu Demokrasi Tanımı:
Latin Amerika’daki demokrasi biçimlerini tanımlamak için O’Donnel (1994) tarafından geliştirilen delegatif/delegasyoncu demokrasi (delegative democracy) kavramı, bu ülkelerdeki demokratik yapıların Türkiye ile benzerlik göstermesinden dolayı bir çok araştırmacı tarafından Türkiye demokrasisinin tanımlanmasında kullanılmaktadır. Bu nedenle bu kavrama biraz daha detaylı bakmak gerekmektedir
Delegatif/delegasyoncu demokrasi kavramı siyasal literatürde “sıfatlı demokrasiler” olarak adlandırılan yeni bir yaklaşımın gelişmesine neden oldu. Bu yaklaşım sonucunda ideal tip demokrasiden arızalı sapmayı gösteren, yukarıda aktarıldığı gibi çok sayıda farklı deokrasi tanımlamaları ortaya çıkmaktadır.
Demokrasi tanımlaması ile ilgili ölçüm yöntemleri ile ilgili pek çok farklı yaklaşım 80 ve 90’lı yıllarda oluşmuştur. Bu olgu göstermektedir ki; demokrasi ölçümü ile ilgili yoğun araştırmalar oldukça yakın bir geçmişi vardır (bkz. Jaggers/Gurr 1995; Lauth / Pickel/Welzel 2000; Laut h 2004).
Demokrasi kavramı tartışmalarında ele alınan demokrasilerin kuvvetler ayrılığı çerçevesinde dengeli bir siyasal temsil sistemine sahip olmaları gerekliliği dikkate alınmaktadır. Bu anlayıştan yola çıkarak, delegatif demokrasilerde siysal yapı içerisindeki kuvvetler arasındaki dengelerin korunmasına yönelik yasal mekanizmaların sağlıklı çalışıyor olma özelliği öne çıkmaktadır. Bunun siyasal pratikteki yansıması yürütme ile yasama arasındaki ayrımın korunması, yargının kontrol edebilirliğinin yeterince işlevselliğe sahip olabilmesidir. Güçlü ve karizmatik devlet liderlerin yönetimindeki Latin Amerika ülkelerindeki yapı dikkate alınaral oluşturulan Delegatif/delegasyoncu demokrasi anlayışına göre, bu gibi ülkelerde liderler parlementer işleyişi bay-pass etmeye, yargının bağımsız işleyişine müdahale ederek meşruluğunu ortadan kaldırmaya ve güçler dengesini kendi ellerinde toplamaya çalışmaktadırlar.
Delegatif demokrasi kavramı başta Arjantin, Brezilya, Peru gibi Latin Amerika ülkeleri ve Kore gibi Asya ülkelerinde hayat bulan yönetim biçimlerinden yola çıkarak kavramsallaştırılmıştır. Bu ülkelerde seçimler demokratik yöntemlerle uygulanmasına rağmen, halk kesimlerinin istek ve taleplerini yansıtan demokratik toplumsal örgütlenmeler etkin değildirler. Başkanlık seçimlerini kazanan aday yönetimde bulunduğu süre boyunca dilediği şekilde davranabilmektedir. O’Donnell’a göre, delegatif demokrasiler, Robert Dahl’in poliyarşi anlayışında ortaya koyduğu kıstaslara sahip olmaları nedeniyle demokratik gelenekler çerçevesindedirler. Dahası daha az özgürlükçü olsalar da temsili demokrasilere göre daha demokratik karakterdedirler.
Delegatif/delegasyoncu demokrasi kavramının bu özelliklerinin Türkiye’deki demokrasi biçimi ile çok fazla yakınlık göstermesi nedeniyle birçok araştırmacı Türkiye demokrasisini Delegatif/delegasyoncu demokrasi olarak tanımlamaktadır.
Rekabetçi Otoriter Sistemlerin Tanımı:
Türkiye demokrasisinin yapısı ile benzerlik gösteren ve yine birçok araştırmacı tarafından tercih edilene bir diğer demokrasi kavramı ise ‘Rekabetçi Otoriter Sistem’ tanımıdır.
Levitsky ve Way’e göre; siyasal sistemler, demokrasilerin temel prensiplerini içerdiği ve farklı siyasal bakış açılarına sahip partilerin seçimlere katılarak seçmen desteğini alma ve temsiliyet hakkı elde etme olanağına sahip olduğu oranda rekabetçi olarak kabul edilirler. Tersi yöden şekillenen ve iktidarı elinde tutan kesimlerin devlet olanaklarını kullandıkları ve bunu muhalef siyasal yapıların güçlenmesini, dahası iktidarı ele geçirebilecek konuma gelmelerini engelleyici uygulamaları hayata geçirdiği oranda ise otoriter olarak adlandırılır.
Bu iki uç arasında çok farklı özellikler barındıran ve farklı şekillerde tanımlanan siyasal düzenlere ise melez rejimler denmektedir. Bu rejimler doğal gelişimlerine bağlı olarak; bulundukları ülkenin siyasal kültürü, parti iderlikleri, örgütlü muhalif güçlerin siyasal kültürü, bölge ülkelerdeki siyasal yönelimler, uluslararası gelişmeler gibi bir çok farklı etkenlere sahiptirler. Rekabetçi otoriter rejimler de, hem demokratik hem de otoriter sistemlerin sahip olduğu kimi özellikleri gösterdikleri için melez rejimler olarak kabul edilirler.
Dahl, Huntington, Schmitter ve Karl gibi teorisyenler tarafından öne sürülen demokrasi tanımlamalarında başta belirttiğimiz özelliklerle benzerlik taşıyan şu dört unsur belirleyici olmaktadır; 1) özgür, adil ve rekabetçi seçimlerin yapılması, 2) bu seçimlerde genel oy hakkının bulunması, 3) ifade, basın ve örgütlenme özgürlüğü gibi bireysel özgürlüklerin güvence altında olması ve 4) sistemin işleyişinde vesayetçi bir kurumun etkin olmaması.
Levitsky ve Way ise önemli ve olmazsa olmaz olarak gördükleri bir unsuru daha bu belirlemeye dahil etmektedirler: muhalefetteki yapıların iktidardaki yapı ile eşit olanaklara sahip olarak mücadele yürütebilmesi ve seçimlere katılabilmesi. Bu belirlemede iktidardaki yapının devlet kurumları üzerindeki etkinliğini iktidarını koruyabilmek için kullanması, yargı sistemini, medyayı ya da finansal olanakları muhalefetteki yapıların çalışmalarını engelleyecek şekilde kullanmaması gibi unsurlar rol oynamaktadır. Bu unsur eksik olduğu oranda özgür ve adil seçim ilkesi zarara uğramakta ve mevcut siyasal rejim demokrasi olmaktan uzaklaşarak otoriter rejim karakterine bürünmektedir.
Bu yaklaşıma göre rekabetçi otoriter rejimleri otoriter rejimlerden ayıran temel özellik muhalif yapıların iktidara gelebilmek için mücadele edebildiği anayasal zemin olan seçimlerin sağlıklı şekilde yapılmasıdır. Bu rejimlerde muhalif partilerin yasaklanması söz konusu değildir. Seçimler düzenli olarak yapılmalı ve muhalif partiler kampanyalarını sorunsuz şekilde yürütüp iktidara gelebilmek için mücadele edebilmelidirler.
Bu özellikler dikkate alındığında tıpkı ‘Delegatif/Delegasyoncu Demokrasi’ kavramında olduğu gibi, ‘Rekabetçi Otoriter Sistem’ kavramı da Türkiye demokrasisini tanımlamak için kullanılabilecek özellikler taşımaktadır.
Bir Sömürü Biçimi Olarak Faşizm:
Yukarıda ele alınan yaklaşımların temel ortak özelliği; demokrasi kavramını ve onun şekillenişini hakim üretim ilişkilerinden ve ona bağlı gelişen sınıf mücadeleleri olgusundan bağımsız ele alışları ya da gerektiği kadar belirleyici bir etken olarak dikate almayışlarıdır. Bu eksiklik ele alınan demokrasi biçiminin değişime uğramasının diyalektik bağlantılarının görülmesini engellemekte ve günün sonunda ortaya yetersiz bir tanımlama çıkmasına yol açmaktadır. Bu nedenle demokrasi kavramının doğru bir temelde ele alınabilmesi için, demokrasi kavramı ile tanımlanmaya çalışılan toplumsal üst yapının belirlenmesinde temel rolu oynayan toplumsal alt yapı, yani hakim üretim ilişkileri ve bu üretim ilişkilerine bağlı gelişen sınıf çatışmaları dikkate alınmalıdır. (Marks, 1993)
Kapitalist üretim ilişkilerinin hakim olduğu devletlerde iktidar sermaye sınıfının elindedir. Dolayısı ile iktidarı elinde tutan sermaye sınıfı, baskı ve sömürü altında bulundurduğu sınıf(lar)ı sahip olduğu iktidar organları ile kontrol ederek yönetir. Bu yönetimin biçimleri kimi zaman görece olarak daha ‘demokratik’ kimi zaman ise en gerici ve baskıcı karaktere bürünebilmektedir. Sermaye sınıfının iktidarı elinde bulundurduğu kapitalizmin en gerici yönetim biçimi faşizmdir.
Düşünme, örgütlenme gibi en temel hakların dahi engellendiği, siyasal özgürlüklerin ortadan kaldırıldığı faşizm, tekelci sermaye sınıfının egemenliğinin en gerici, en baskıcı ve barbar yönetim biçimidir. Kapitalist sömürü düzeninin son aşaması olan Emperyalizm çağında gelişen derin ekonomik, sosyal, politik krizlere bağlı olarak yükselen sınıf çatışmalarını mevcut sömürü sistemine karşı güçlenen dinamikler yaratır. Bu dinamikleri baskılamanın ve zor yoluyla engellemenin aracı ise faşizmdir. Bu yönüyle faşizm, kapitalist sömürü düzeninin yarattığı uzlaşmaz çelişkiler nedeniyle ortaya çıkan kriz süreçlerinde, iktidardaki tekelci sermaye sınıfının işçi ve emekçi sınıflar üzerindeki sömürüsünü baskı ve zor yoluyla sürdürülmesi, krizin yarattığı yıkımları emekçi halk kitleleri üzerine yıkarak bu krizleri aşmaya çalıştığı gerici terör biçimidir. (Dimitrov, 1996)
Türkiye Demokrasisinin Tanımlanışı / Sonuç:
Türkiye demokrasisini tanımlamak için bir çok farklı kavram kullanılmaktadır. Peki bir ülkedeki demokrasi biçimi kaç farklı şekilde tanımlanabilir? Ya da bir ülkedeki demokrasi biçimini tanımlarken hangi özellikler daha önemlidir?
Demokrasi kavramı ile ilgili var olan farklı bakış açılarına göre çok sayıda demokrasi tanımlaması ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan bu farklı tanımlamalar tıpkı Türkiye örneğinde olduğu gibi aynı ülkedeki demokratik yapıyı tanımlamak için birden fazla farklı kavramın kullanılmasına neden olmaktadır. Ancak yukarıda da aktarıldığı gibi bir birine karşıtmış gibi görünen bir çok kavram özünde ortak bakış açılarından hareket etmekte ve aslında sınıflar mücadelesinin bir yansıma biçimi olan demokrasi kavramını onun yansıması olduğu sınıflar mücadelesini yeteri kadar dikkate almadan tanımlamaya çalışmaktadırlar. Ancak doğru bir tanımlama için her ülkedenin demokrasisinin o ülkedeki sınıflar mücadelesinin seviyesine göre biçim aldığı dikkate alınmalıdır.
İlk bölümde ele alınan ‘Delegatif/Delegasyoncu Demokrasi’ ve ‘Rekabetçi Otoriter Sistem’ kavramları bir birine karşıt gibi görünmelerine rağmen, aslında her iki yaklaşım da özünde aynı bakış açılarına sahiptirler. Farklı, hatta bir birine karşıt görünen bu bakış açısılarına göre Türkiye demokrasisinin tanımlanmasında kullanılması gereken faktörler ülkede serbest ve adil seçimler olup olmadığı, eşit oy hakkı bağlamında seçme-seçilme hakkının varlığı, örgütlenme ile propaganda hakkının kullanılıp kullanılamadığı ya da yürütme ile yasama arasında kuvvetler ayrılığının etkinliğine bakmak yeterlidir.
Özünde ortak olan bu iki yaklaşıma göre o ülkedeki demokratik yapılanmanın tanımlanmasında önemli olan niteliksel biçimi değil, niceliksel biçimi değişiklikleridir. Yani demokratik yapının değişmesi için iktidarı elinde bulunduran sınıfın iktidardan alınması ve yerine yeni sınıfların geçerek kendi sınıf iktidarlarına uygun demokratik yapılanmayı oluşturmaları gererekmemektedir. Bilakis iktidardaki sınıfın, baskı ve sömürü altında tuttuğu sınıflar üzerindeki egemenliğini devam ettirebilmek için, ülkedeki sınıf mücadelesinin seviyesine bağlı olarak, bu mücadele sönümlendiği oranda iktidarı tehdit etmeyen demokratrik hakların tanındığı, mücadelenin şidletlendiği ve iktidara karşı ciddi bir tehdite dönüştüğü oranda ise gericileşip faşist bir karaktere bürünmesi arasındaki geçişler ve bu geçiş aşamalarının farklı demokrasi biçimleri olarak tanımlanması önem göstermektedir. Bu biçimler arasında en demokratik olan yapıda dahi seçme-seçilme, örgütlenme, düşünce ve propaganda gibi haklar işçi, emekçi sınıflar için eşit olmaktan çok uzaktır. Sermaye sınıfı sadece elinde bulundurduğu sermaye eşitsizliği ile demokratik işleyişteki eşitsizliği köklü şekilde bozmaktadır.
Toplumsal gelişmenin temel dinamiği olan ve tüm insanlık tarihinin şekillenmesinde temel rolü oynayan sınıf mücadesi dikkate alındığında ise, bu mücadelenin bir yansıması olan devlet yapılanmasının önemi görülmekte ve bu yapılanmanın dönemsel koşullara göre ihtiyaç duyduğu şekilde demokrasi kavramının da biçimlendiği tespit edilebilmektedir.
Bu bakış açısıyla Türkiye demokrasisi tanımlanmaya çalışılacak olursa; Türkiye Cumhuruyeti kuruluşu ile birlikte ilk başlarda ‘devlet kapitalizmi’ olarak adlandırılan ve ardından devlet eliyle gelişmesi sağlanan yerli sermaye sınfının iktidarına dayalı bir devlet yapılanmasıdır. Bu yapılanma uluslararası tekelci kapitalizmle çok güçlü bağlara sahiptir. Bu bağlar özellikle 1950’lerle birlikte daha da yoğunlaşmış, bu bağların etkisi ile gerçekleştirilen 1980 Askeri Darbesi ile daha da yoğunaşmış ve son olarak yirmi yıla yaklaşan AKP hükümeti döneminde en yoğun biçimini almıştır. Bu bağlamda Türkiye demokrasisi uluslararası sermaye ile güçlü bağlar kuran yerel sermaye gruplarının, Türkiye işçi ve emekçi sınıfları üzerinde kurduğu sömürü ve baskı düzenidir. Bu sömürü ve baskı düzeni, özellikle siyasal ve ekonomik krizlerle birlikte kimi zaman Türkiye’deki sınıf mücadelesinin keskinleşmesi ile gericileşip faşist bir karaktere bürünmekte, krizlerin aşıldığı ve göreceli barışçıl dönemlerde ise daha geniş demokratik hakların tanındığı bir yapıya kavuşmaktadır. Ancak özünde değişen bir şey olmamaktadır. İktidar uluslararası ve onunla güçlü bağlar içinde olan yerli sermaye sınıfının elindedir ve ülkedeki demokratik yapının ana işlevi bu iktidarın korunup sürdürülmesidir.
Biografi:
Collier, David/Levitsky, Steven. 1997: Democracy with adjectives: Conseptual Innovationin Comparative Research, in: World Politics (49) 3: 430-451.
Engels, Frederich. 1979: Tarihte Zorun Rolü. Sol Yayınları
Jaggers, Keith/Gurr , Ted Robert. 1995: Tracking the Third Wave with Polity III Data, in ; Journa l of Peace Research (32): 469-482.
Dimitrov, Georgi. 1996: Faşizm ve İşçi Sınıfı. İnter Yayınları.
Lauth, Hans-Joachim/Pickel, Gert/Welzel, Christian. 2000: Demokratiemessung. Konsepte und Befundeim internationalen Vergleich. Wiesbaden: VS Verlag.
Lauth, Hans J. 2004: Demokratie und Demokratiemessung. Eine konzeptionelle Grundlegung für den interkulturellen Vergleich. Wiesbaden: VS Verlag.
Lenin, Vlademir İlyiç. 1989: Devlet ve İhtilal. Bilim ve Sosyalizm Yayınları.
Marks, Karl. 1993: Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı. Sol Yayınları.
Merkel, Wolfgang/Croissant, Aurel. 2000: Formale und informale Institutionen in defekten Demokratien, in: Politische Vierteljahresschrift (41) 1: 3-30.
Merkel, Wolfgang. (2004): “Embedded and defective democracies”. Democratization, 11(5), 33-58.
O’Donnel, Guillermo. 1994: Delegative Democracy, in: Journa l of Democracy, (5) 1: 55-69.
Zakaria, Fareed. 1997: The Rice of Illiberal Democracy, in: Foreign Affairs (76) 6: 22-43.
Sartori, G. (1996). Demokrasi Teorisine Geri Dönüş, (Çev., T. KaramustafaoğluM.Turhan.), Ankara: Yetkin Yayınları.
Saybaşılı, K. (1995). “Münevver, Entelektüel, Aydın”, Türk Aydını ve Kimlik Sorunu, İstanbul: Bağlam Yayınları.