ANA SAYFA / Anasayfa / Kutlu Adalı cinayetinin faili TC devleti ve onun sivil asker yöneticileriyle yerli işbirlikçileridir!

Kutlu Adalı cinayetinin faili TC devleti ve onun sivil asker yöneticileriyle yerli işbirlikçileridir!

Egemen olan işgalci sömürgeci kontrgerilla devleti TC ve onun işbirlikçileri olduğu sürece kendi düzenlerine karşı duran, direnen ve mücadele edenlere yönelik olarak bu cinayetleri işleyeceklerdir ve “faili meçhul” diyeceklerdir…

Cinayetleri, bombalamaları, kurşunlamaları vb. her tür saldırıyı planlayıp organize eden ve fiilen gerçekleştiren egemen olan devlettir…

Sömürgecinin polisinin suçluları bulmasını beklemek ise hayaldir…

Çünkü sömürgecinin planladığı bu gibi operasyonları gerçekleştirecek olanlar; emrindeki asker, polis ve sivillerden oluşmuş operasyon ekipleridir…

Ve bu ekipler içinde yer alanlar “yeterli bilgi-kompartımantasyon” kurallarına bağlı olarak, aldıkları emirleri yerine getirdiklerinden, emri verenin üstündekini bilmezler ve de soramazlar…

Cinayetin soruşturmasında Hüseyin Demirci lehinde şahit olup “olay sırasında Lefke bölgesinde birlikte yemekte oldukları” şeklinde ifade veren isimlerden; İstihbarattan Sorumlu Polis Müdürü 2’nci Yardımcısı Mustafa Asilhan ve Lefke bölgesindeki Güvenlik Kuvvetleri subayı Mustafa Ergüven’in (emekli kurmay albay) aldıkları emirler doğrultusunda hareket ettikleri bilinen gerçekler olup, yalan ifade verdikleri ise belgelenememektedir…

Kendi deyişleri ile minareyi çalmışlar kılıfını da hazırlamışlardır. Cinayetle ilgili Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Nöbetçi Amiri’ne bilgi verilmesi ve bu bilginin dönemin komutanı İsmail Koçman’a aktarılması üzene “Emir böyle değildi?” diye kendi kendine konuştuğu da bilinenler arasındadır. (bu şekilde ölüm emri verilmediği imajı yaratılmak istenmiş de olabilir…)

Yukarıda belirtilen nedenlerle Kutlu Adalı cinayeti örneğinde olduğu gibi tetiği çekenlerden Hüseyin Demirci ve yanındaki kişinin (Çatlı olması kuvvetle muhtemel) bu cinayet sonrası emri verenlerle bağlantısı açığa çıkmasın diye kural olarak bir süre bağlantı kurulmadığı;

(Çatlı’nın ülkeye kayıtlı, kayıtsız tüm giriş, çıkışının da işgal ordusunun bilgisi ve denetiminde olduğu, aynı yöntemlerle yüzlerce operasyon görevlisinin gelip, gittiği göz tanıklığı dışında belgelenemeyen diğer gerçeklerdendir.)

Ancak Hüseyin Demirci’nin bu sürecin uzaması ve adının cinayetin faili olarak halk arasında dillenmesi üzerine paniğe kapılarak emri verenlerle bağlantı kurmaya çalıştığı, bunun için de emri veren makamlara ulaşabileceğini düşündüğü istihbarat görevlilerine “Adalı’yı bize vurdurttular, ama şimdi arkalarını döndüler… Beni yalnız bıraktılar” diye korkarak anlattığı;

Bir süre sonra sözkonusu polis ve asker istihbarat yetkililerinin girişimleriyle Kolordu Komutanı Şükrü Sarıışık’a ulaşılarak onun emri ile Hüseyin Demirci’ye Kolordu Kurmay Başkanı imzası ile “Sözkonu bu belgeyi elinde bulunduran kişi herhangi bir anda başvurduğu askeri birlik komutanınca güvenli bir ortama alınıp, durum anında Kolordu Komutanlığı’na bildirilecektir” içerikli bir belge verilerek sahip çıkıldığı;

Yaşadığı sürece de kendini güvende hissetmesi için her türlü kolaylığın sağlandığı ve ölümü öncesi Gülhane Tıp Akademisi’nde tedavi gördüğü, bu kişiyi tanıyanlarca söylenmektedir…

Kısaca ucu TC TSK Genel Kurmaylığı’na kadar uzanan ve arkada belgesi bırakılmayan operasyonların, bu düzeni yıkmadan çözüleceğini/çözülebileceğini, aydınlatılacağını/aydınlatılabileceğini söylemek, iddia etmek halkı oyalamak, aldatmak ve yanıltmak olur..

***

Galip Mendi’nin Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı(SSTB) döneminde, teşkilatın o güne kadar üniforma giymeyen ve silahlı görülmeyen personelinin, silahlı üniformalı olarak yer aldığı, SSTB Yardımcı Yarbayı’nın da bizzat katıldığı St. Barnabas Manastırı operasyonu ve bu operasyonun deşifre edilmesine katkı koyan Kutlu Adalı’nın öldürülmesi, sömürgeci, isgalci devletin Özel Harp Dairesi’nin (şimdilerde Özel Kuvvetler Komutanlığı) işgal ordusunun istihbarat, polis vb kurumlarının kordinasyon ve desteğiyle yaptığı operasyonlardan biridir.

Yine bir diğer oprerasyon olan ve muhtemelen bu manastırdan veya başka bir yerden kaçırılarak manastırda depolanmış bir ikonun pazarlanmasında aracı olarak kullanılan ‘şeytan’ lakablı bir kasabın, Galip Mendi’nin Güvenlik Kuvvetleri Komutanı olarak general rütbesi ile atandığı dönemde aylarca yakın takibi/ kontrolü/ korumalığı yapılmasıdır.

Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın bu operasyonlardaki yeri dikkate alındığında, Kutlu Adalı’nın katledilmesi sonrası ‘Apokrifal’de geçen el yazması İncil’ konusunun gündeme getirilerek olayın gerisinde “bilinmezlikler” varmış gibi bir algı yaratılarak yeni bir psikolojik savaş yürütülmeye çalışılmıştır.

Ayrıca kontrol

“Kadın Mücadelesi ve Marksizm” paneli gerçekleştirildi!

Devrimci Komünist Birlik tarafından düzenlenen panel dizisi devam ediyor. DKB panellerinin bu ayki konusu 8 …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir